Sabit Diskler
HDD-IDE-SCSI-SATA
SABİT DİSK DERS NOTLARI
Bilgisayarlarda bilgi depolama ünitesi. Sabit diskler büyük miktarda
bilgiyi uzun süreli olarak saklamak için kullanılan manyetik disklerdir.
Genellikle taşınabilir olma özelliği yoktur. Zaten bu yüzden de sabit
disk adını almışlardır. Bilgisayar kasasının içinde kendileri için
ayrılmış yuvalara yerleştirilirler. Sabit diskler özellikle disketlerle
karşılaştırıldığında çok büyük miktarda bilgi depolama özelliğine
sahiptirler.
Sabit Disklerin Yapısı
Sabit disklerin temel ve istenildiğinde bu bilgileri geri vermektir.
Temelde sabit diskler birer mıknatıstır. Söz konusu bilgiler sabit
disklere mıknatısların kutuplarında yaratılan değişmeler sayesinde
kaydedilir. Sabit diskin içini açtığınızda karşınıza verilerimizin
kaydedildiği silindirler çıkar.
bileşenler vardır. Silindirden az önce bahsetmiştik. Motor olarak
gösterilen siyah göbek silindiri döndürmekle görevlidir. Kırmızı çubuk
okuma-yazma işini yapan kafadır. çubuğun altındaki kısım ise; kafayı,
devreden gelen komutlar çerçevesinde sağa sola oynatarak silindirin
üzerinde gezmesini sağlar. Kafa ile silindir arasında 0.000001 inç
boşluk vardır.Elektrik devre modülü ise sabit diskin kendi kontrol
merkezidir ve işlemciden gelen sinyalleri çözümleyerek bünyesindeki
parçaların nasıl davranması gerektiğini belirler. Elektrik devre modülü
sabit diskin alt tabanına monteli haldedir.
Bu yüzden dikkat edilmesi gerekir. Devrede anakart (Main Board)
üzerinden işlemci ile verisel iletişim kurmasını sağlayan IDE connector
bağlantısı ve güç bağlantı noktası vardır. Bu kabloların özel olarak
belirtilen renkleri vardır. Veri iletişimini sağlayan kablo ile güç
kabloları devreye, kabloların kırmızı tarafları birbirine bakacak
şekilde takılır. Yandaki şekil bu anlatılanı göstermektedir. Siyah
renkli kablo topraklama için kullanılmakta. Bunların biri biriyle 12
volt, diğeri ile 5 volt elektrik sağlar. IDE kablosu ise gri renktedir.
Sadece bir tarafına kırmızı bir çizgi çekilmiştir ki az önce söylediğim
şekilde kabloların takılmasında bir yanlışlık olmasın diye.
Son olarak devre üzerinde Jumper ayar bölgesi vardır ama bu apayrı bir
konu olduğu için şimdi girmeyeceğim. Bunlardan başka devre üzerinde;
işlemci ile bağlantı kurarken işe yarayan ve motorları hareket ettiren
kontrol çipleri vardır. Sabit disk içindeki silindirler bilmem kaç bin
devirle dönerken kafalar da sağa sola sürekli hareket ederler.
Aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdır. Ancak bu hızla bir dönme
gerçekleştiğinden silindir ile kafa arasında bir hava sirkülasyonu
oluşur temas gerçekleşmez. Hava yastığı görevi gören bu aralığa gözle
görülmeyecek bir tozun bile girmesi tüm mekanizmayı bozmaya yeter. Söz
konusu anlattığımız bu mekanizma kusursuz denilecek bir mükemmellikle
işlemektedir. öyle ki bir silindirin 1mm2`lik alanında yer alan 1-2
ilyon mıknatıs dakikada 10000 devirle tek tek ayırt edilerek okunur ve
yorumlanır.
Sabit Diski Oluşturan Temel Parçaları
Bütün hard diskler temelde aynı yapıdadır. Bir hard disk en basit
haliyle şu parçalardan oluşur: Bilgilerin manyetik olarak depolandığı
bir veya daha fazla sayıda plaka (platter), okuma yazma kafaları,
plakalarla okuma yazma kafalarının hareketini sağlayan motorlar ve
diskin kontrolünden sorumlu devreleri üzerinde barındıran kontrol kartı.
Plakalar Bilgileri saklamak için kullanılan plakalar alümünyum, cam gibi
manyetik duyarlılığı olmayan maddelerden yapılır. Plakalarda daha uygun
ısı direnci özellikleri ve daha ince yapıda kullanılabildiği için temel
madde olarak modern disklerde alüminyum yerine cam kullanılır ve cama
kırılmasını engelleyecek kadar da seramik karıştırılır. Daha sonra bu
plakaların yüzeyleri manyetik duyarlılığı olan bir filmle kaplanır.
Bir hard diskte birden fazla plaka bulunabilir. Eskiden plakaların
yüzeylerine temel maddesi demir oksit olan bir sıvı dağıtlarak sürülürdü
fakat hard disklerin kapasitelerinin artmasıyla bu teknolojinin
sınırlarına ulaşılması çok sürmedi. Ayrıca okuma/yazma kafasının plakaya
çarpması durumunda da bu yöntemle üretilen plakalar kurtulamıyordu ve
diski değiştirmekten başka çare yoktu. Günümüzdeyse electroplating denen
bir yöntemle plakaların yüzeyi kobalttan oluşan bir filmle kaplanır. Son
olarak da bu filmin üzerine kafa çarpmalarına karşı bir miktar koruma
sağlayan bir tabaka daha çekilir. Bilgiler plakalarda sektörler (sector)
ve izler (track) halinde saklanır. Her sektör 256, 512 gibi belirli bir
sayıda byte içerir ve plaka boyunca yanyana duran bütün sektörlerin
oluşturduğu yapılara da iz denir. Diskin kendisi veya işletim sistemi
sektörleri gruplayarak onları cluster denen yapılar halinde topluca
işler. Low level formatting denen işlemle plakalar üzerinde sektörler ve
izler oluşturulur, bunların başlangıç ve bitiş noktaları plakalar
üzerinde belirlenir. Daha sonra da high level formatting yapılarak dosya
depolama yapıları oluşturulur ve dosyaların plakalarda oluşturulan
sektörlere ve izlere hangi düzende yazılacağı belirlenir. Low ve high
level formatting işlemleri sonrasında plakalar okuma/yazmaya hazır hale
gelir. Aşağıdaki şekilde mavi renkle bir sektör, sarıyla da bir iz
gösteriliyor.
Plakar üzerinde veri depolanan noktalar moleküler boyutta olduklarından
hard diskin içindeki bir toz tanesi bile plakaları çizerek onlara zarar
verebilir. Bunun için hard diskler tozsuz ortamda üretilir ve
üretildikten sonra kapatılır. İç basınçla dış basıncın dengelenmesi için
de çok iyi filtrelenmiş bir havalandırma deliği bulunur. Plakalar
ortalarından geçen bir mil üzerine belirli aralıklarla yerleştirilirler
ve bu mil etrafında bir motor tarafından belirli bir hızda sürekli
döndürülürler. Böylece plakanın üzerinde duran okuma/yazma kafası
plakanın yaptığı bu dönme hareketi sayesinde bir iz boyunca işlem
yapabilir.
Okuma Yazma Kafaları VE Kontrol Kartları
okuma/yazma kafasının görevi adından da anlaşıldığı gibi plaka üzerinde
okuma/yazma işlemlerini yapmaktır. Aslında bir okuma/yazma kafası
yaklaşık 1 mm2 çapındaki minyatür bir elektromıknatıstan başka bir şey
değildir. Aşağıdaki resimde en basit haliyle bir okuma/yazma kafasını
görebilirsiniz. Kafalar okuma yazma işlemi sırasında plakayla temas
etmezler, dönen plakaların yarattığı hava akımı kafaları plakaların
sürekli bir miktar yukarısında tutar. Eski disklerde plakayla kafa
arasında 0,2 mm civarında bir boşluk varken modern disklerde bu boşluk
0,07 mm civarındadır. Disk çalışmadığı zaman da kafalar plakalar
üzerinde Landing Zone denilen bölgelerde sabit olarak dururlar. Bu bölge
bilgi depolamak için kullanılmaz. Güçte ani bir kesilme veya
dengesizlik sonucu kafa disk yüzeyine çarpar ve Head Crash dediğimiz<
Kafa Çarpma
olayı olur. Kafa landing zone yerine bir sektörün üzerine düşerse o
sektör hasar görerek
kullanılamaz hale gelir ve kullanılamayan bu bozuk sektöre Bad Sector
denir. Diski tekrar sorunsuz kullanabilmek için Scandisk gibi bir araç
kullanarak diskteki bad sectorler kullanılmamaları için
işaretlenmelidir. Başka bir yöntemse diske low level format atarak
sektörleri tekrar oluşturmaktır, bu esnada sektörler plakadaki bozuk
kısımlar atlanarak sağlam bölgelerde tekrar oluşturulur. Okuma/yazma
işlemi aslında çok karmaşıktır; bunu sizlere en basit haliyle anlatmaya
çalışacağım: Bir plakaya bilgi yazmak için kafadan plakaya akım
dalgaları gönderilir ve bu akımla yüzeydeki hedef nokta polarlanır. O
nokta manyetik polarizasyonuna göre 0 veya 1 değerini alır ki ikili
sistemle çalışan bilgisayarlarımız için anlamı olan tek değerler
bunlardır. Okuma sırasındaysa okunacak noktanın kafadaki boşlukta
yarattığı manyetik alanın yönüne göre o noktanın değerine (0 veya 1)
ulaşılır. Aslında bir kafada okuma ve yazma için ayrı kısımlar bulunur
ve yukarıdaki şekilde olduğundan çok daha karmaşıktır. Kafaların disk
yüzeyinde içeriye ve dışarıya doğru hareketini sağlayan ayrı bir motor
vardır ve kafalar bu motora bağlı kolların ucunda dururlar. Kafayı tutan
kolla kafadan oluşan yapıya Head Gimbal Assembly (HGA) denir. Bu motor
sayesinde kafa, plaka üzerindeki farklı izler üzerinde işlem yapabilir.
Modern disklerde voice coil adı verilen motor teknolojisi kulanılır.
çalışma prensibi hoparlörle aynıdır.
Sarımlardan akım geçtiğinde HGA denen yapı hareket eder ve sarımlardan
geçen bu akımın yönüne göre kafa plaka yüzeyinde içe ve dışa doğru
hareketler yapar. Bu sayede bir okuma/yazma kafası palaka üzerindeki
farklı izlere gidip gelebilir.
Kontrol Kartı
Son olarak inceleyeceğimiz kısım ise kontrol kartı. Bir kontrol
kartının diski “kontrol” ettiğini söyleyebiliriz. Plakalardaki
sektölerin, izlerin, hatalı sektörlerin ve landing zone denen bölgenin
fiziksel yerleri kontrol kartına kaydedilir ve kontrol kartı da kafaları
bu bölgelere yönlendirir. Hard diskler bilgisayarlarımızla veriyollarını
kullanarak haberleşirler ve veriyoluyla hard disk arasındaki bağlantıyı
kurmak da kontrol kartının en önemli görevlerindendir. Diskin tamponlama
için kullandığı bellek ve veriyoluyla haberleşmesini sağlayan kontrol
yongaları bu kartın üzerindedir. Hard disk arızaları kontrol kartı
yüzünden de meydana gelebilir, bu durumda diskinizin kontrol kartını
aynı model bir kontrol kartıyla değiştirerek diskinizi tekrar
kullanılabilir hale geitrebilirsiniz. Kontrol kartı hard diskin alt
kısmına vidalanır ve sadece tek bir bağantıyla diske bağlanır, bu yüzden
kontrol kartını değiştirmek çok kolay bir iştir.
Verilerin Kayıt Edilmesi
Bilgiler sabit diske yazılırlarken gelişi güzel yazılırlar ancak
hepsinin yazıldığı yer ve konum adreslenmektedir. Aksi halde yazılan bir
veri bir daha bulunamaz. Yandaki şekil bir silindir üzerini
göstermektedir. Silindir üzerinde yar alan kırmızı halkalar track adını
almaktadır. Yüzeyde bulunan her track sektör adı verilen küçük
parçacıklara ayrılır. Her silindirde 1024 track ve her track içinde 63
sektör bulunur.
bilgiler düşülür. (a dosyası silindir4, track 573, sektör 12 gibi) Bir
dosyanın büyüklüğü eğer 63 KB ise sabit diskte kaplayacağı alan 1
sektördür. Eğer 63’den küçük olursa (mesela 10 KB) yine 63 KB‘lik bir
yer; yani 1 sektör yer kaplar. Eğer 64 KB olarsa 2 sektör yer kaplar. Bu
alan kaybına yol açar. Sorunun giderilmesi için sektörler işletin
sistemlerinde parçalara ayrılır. Bu ayırma işlemi sanal olarak
erçekleştirilmektedir ve ayrılan her parçaya cluster adı verilir.
Windows 95 (ilk sürümleri) ve önceki işletim sistemleri 16 bitlik bir
dosya sistemini kullanmakta idi. Bunun anlamı her sektör 32 KB’lik
cluster halinde bölünüyor. Az önce verdiğimiz örneği şimdi incelersek;
63 KB’den az olan bir dosya (mesela 10 KB) artık 1 sektör (63 KB) değil
32 KB cluster‘lük yer kaplıyor. Ve 32 KB cluster boşta kalıyor.
Günümüzdeki Windows 95 (yeni sürümleri), 98, 2000 ve sonrası işletim
sistemleri ise FAT 32 formatında dosya sistemini desteklemektedirler. Bu
sistem 1 sektörü 4 ila 16 KB’lik parçalara bölerek daha fazla yer
kazandırıyor. Düşünün ki elimizde 5 KB’lik ufak bir yazı dosyası var. Bu
dosya FAT 16 sisteminde 32 KB, FAT 32 sisteminde 8 KB yer kaplar. Bu
anlatılanlar dosya sıkıştırma işlemlerinde kullanılan mantığın
aynısıdır. Yalnız unutulmamalıdır ki her cluster içine o programa ait
veriler yazılır; bir diğerleri yazılamaz. Yani şöyle; FAT 32 sisteminde
karşımıza 1 KB’lik bir dosya çıkarsa 1 cluster yer kaplar (4KB), 3KB’lik
boş kalan alana başka bir şey yazilamaz, yani dosyalar cluster‘lerce bir
bütün olarak algılanır. öyle ki dosyalar taşınır, silinir veya
kopyalanırken cluster‘lar halinde işlem görürler. Düşünsenize bir
cluster‘da 2 ayrı dosyaya ait veri olsa ve biz bunlardan birini silsek
diğerinin de aynı cluster'e denk gelen kısmını silmiş olacağız. Bu
durumda diğer dosya eksik veri nedeniyle çalışmayacaktı.
FAT (File Allocation Table)
Dosya ayrıma tablosu anlamına gelen bu terim disk(et)’lerde indeks
olarak kullanılan bölümdür. İşletim sistemleri bir dosya kaydederken
nereden başlaması gerektiğini bilmek zorundadır. Aynı şekilde bir
dosyayı okuyacaksa yine bunun nereden başladığını bilmek zorundadır.
Aksi halde tüm veriler birbirlerinin üzerlerine yazılırdı. Az önce
yukarıda anlatılan dosya ayırma sistemleri FAT 16 ve FAT 32 isimlerini
buradan almaktadır. Bu tabloda bir sorun ortaya çıkarsa dosyalarınızı
yavaş yavaş kaybetmeye başlarsınız. Windows 98 eğer başlat menüsünden
kapatılmazsa bir dosya kaybı olabilir düşüncesiyle, bir sonraki
açılışında scandisk‘i çalıştırır. (Scandisk disk üzerindeki bozuklukları
gidermeye yönelik yazılmış bir programdır.) Hatırlarsanız daha önce
dosyaların gelişi güzel kaydedildiğini ve bu doyaya ait tüm verilerin
nereye kaydedildiğini indekse yazıldığını söylemiştik. Aksi halde
okuma-yazma işlemlerinde hata oluşur. Mesela 5 MB büyüklüğünde bir dosya
sildiğinizde, söz konusu işlem FAT‘e kaydedilecektir ve ilgili alan boş
olarak tanimlanacaktir. Dosya aslinda silinmiyor sadece yok varsayiliyor.
Format işleminde kullanilan ve hizli biçimlendirme yapan bir parametre
de (/q) bu işlemi yapmaktadir. Yüzeye yeni track (iz) açmak yerine FAT‘i
siliyor. Silme işleminden sonra 8.5 MB‘lik bir dosya yüklemek
isterseniz; ilk 5 MB‘lık kısmı silinerek boşaltılan yere geri kalan 3.5
MB‘lık kısmı başka bir yere kaydedilecektir. İşte dosyaların gelişi
güzel yazılmasından kasıt dosyaların sürekli dağınık olmasıdır.
Aşağıdaki ilk şekil düzenlenmemiş bir sabit diski göstermektedir. Sabit
disk içindeki plakalar belli hızlarda dönerek aynı merkezli birçok
halkaya yani “track”lere ayrılmıştır. Bu tracklerde adına sektör denilen
diğer yapılardan oluşurlar. Bu hiyerarşinin oluşmasında trackleri
oluşturan sektörlerin ve plakaları meydana getiren tracklerin sayısı da
büyük önem taşımaktadır. çünkü adresleme bu sayılar üzerinden
yapılmaktadır. Günümüzün çoğu sabit diskinde bu sayılar GB’ da 8 veya 16
tane plaka, her bir plakada 2 yada 4 tane kafa. her kafanın
ulaşabileceği 1024 track ve track başına 63 tane sektör şeklinde
sıralanmaktadır. Bir diskin manyetik yüzeyine kayıt yapma işlemi floppy
ve diğer dijital teyplerden farklı değildir. Temelde dediğim gibi
yüzeyler nokta şeklindeki dizilere ayrılmış ve verilerde bu dizelerin
belli isimler adreslenmesi ile bulunmaktadır. Bu adreslerin
oluşturulması işlemi ise kafanın verileri disk yüzeyi üzerinde bulmasını
sağlayacak bir rehberin bulunması sayesinde olacaktır. İşte bu rehberi
sabit diskleri kullanmadan önce yaptığımız “format” işlemi
gerçekleştirir. ormatlanmış bir diskte kafa her şeye hakimdir ve neyin
nerde olduğu anında bulur. Format her bir track ve sektöre birer adres
verir ve verilerin önetimini kolaylaştırır. Ama bazen verilerin bu
şekilde tasnifi, diki daha verimli kullanmayı engellemektedir. Bu
sebeple sektörlerde “cluster” denilen ve işletim sistemince sanal olarak
oluşturulan daha ufak parçalara ayrılmıştır. Bir diskteki clusterların
büyüklüğü ise “partition” denilen disk parçalarının büyüklüğüne göre
değişmektedir.
Yandaki tablodan da anlaşılabileceği gibi disk sığası büyüdükçe yönetim
daha da zorlaşmaktadır. Bir bilgisayar istenilen veriyi okumak istediği
zaman, erinin yerini bulması işletim sisteminin görevidir. İşletim
sistemi ise ilk olarak adına
FAT (File Allocation Table-Dosya Yerleştirme Tablosu)
denilen ve bir verinin yerini bilen, nerede başlayıp nerede son
bulacağını aklında tutan bir tabloya bakar. Bu tablo işletim sistemine
verinin hangi track üzerinde hangi sektörde olduğunu söyler. Bu
bilgileri alan işletim sistemi de kafayı “git şu adresteki bilgiyi bana
getir” şeklinde bir emirle görevlendirilir ve veri oradan okunur. Ama
Cluster şeklindeki bir yapının oluşumu da tam anlamıyla diskin verimli
kullanılmasını sağlamamaktadır. çünkü her cluster tek bir veri kümesini
yani tek bir programa ait veriyi tutabilir. Mesela 4 Kilobyte’lık bir
cluster yapısı içerisine 6 Kilobyte’lık bir veriyi sığdırmak istiyoruz.
Bu verinin 4 KB’lık kısmı clustere sığar geri kalan 2 KB’lık kısım ise
başka bir cluster’a yazılır. Peki bu cluster’ın kalan bölümü ne olacak?
Tabiki boş kalacak. Yani kullanılmayacak. Bu da fazla yer kaplamasına ve
diskin performansının düşmesine neden olacaktır.
Yandaki grafikte sarı renkle gösterilen kısım izlere yeşil renkle
gösterilen kısım ise sektörlere işaret etmektedir. Sabit diskler
üzerinde verinin tutulduğu yerlerin belirlenmesi için önce formatlanması
gerekir. Şimdi de sabit diskinizi lojik formatlama işlemi
gerçekleştirmek için gereken Boot Sector bilgisini oluşturmak ve işletim
sisteminin bilgisayarı açması için çeşitli partitisyonlara ayırmanız
gerekir. Bu şart bir koşul değildir. Ama verilere daha hızlı ulaşmak ve
diski daha verimli ullanmak için önerilen bir durumdur. Ayırma işleminin
gerçekleştirdikten sonra sıra dosya sistemine gelmiştir. Günümüzün en
çok tutulan dosya stemleri NTFS ve FAT32’dir. Bir sabit diskin üzerinde
sistemi yönetecek olan şletim sistemi için ayrılmış çeşitli sektörler
bulunmaktadır. Bu sektörler işletim sisteminin yönetimini başlatması,
bitirmesi ve ara işlerin gerçekleştirilmesi için kullanılan yönteme
“Boot Sector” denir. Bilgisayarı açma tuşuna bastıktan sonra
bilgisayarın sabit disk üzerinde baktığı ilk yer ana kayıt noktası MBR (Master
Boot Record)’dir. MBR, işletim sistemini içeren ilk sektör
işaretçilerine sahiptir. Ve bu sektör, işletim sisteminin bilgisayarı
açması için gerekli bilgileri içerir. Bu bilgileri okuyan işletim
sistemi de, sistemi kontrol ettikten sonra ilgisayarı açar.
AT16'da bir cluster’ın boyutu 2 GB'lık bir sabit disk partitisyonunda
32KB büyüklüğündedir ve kullanacağınız alan 1KB bile olsa bu kadar büyük
bir alanı işgal etmek gerekecektir. FAT16 dosya sistemi 12 veya 16
bitlik adresleme sistemini kullanır ve maksimum 65526 adet cluster'ı
adresleyebilir. Bu türlü fazla yer kaplama gibi sebeplerden dolayı
Windows 95 işletim sistemini kullanan çoğu profesyonel kullanıcı diskini
512 MB'dan daha küçük parçalara ayırmaktadır. çünkü bir disk üzerindeki
partitisyonların boyutları ne kadar küçükse cluster boyutları da o
oranda ufalmakta ve böylece disk daha verimli kullanılmaktadır. Ama ne
kadarda bölsek FAT16 artık eskimiş bir sistemdir. FAT32 ise FAT16'dan
farklı bir şekilde 2 üzeri 28 adet cluster'ı adresleyebilir. Bu kadar
çok cluster'ın adreslenebilmesi sadece 4KB’lık bir cluster boyutunda
8GB'lık partitisyon büyüklüğünün kullanılabilmesini mümkün kılmıştır. Bu
sayede disk üzerindeki alanın daha uygun şekilde kullanımı ve kontrolü
sağlanmıştır. Ama FAT32'nin getirdiği en önemli özellikler çok büyük
partitisyonlara maksimum 2TB (2048GB)'lık imkan tanımasıdır. Bu yüzden
diskin verimli ve performanslı kullanılması açısından disk üzerine
kuracağımız işletim sistemi de disk seçimi kadar önemlidir.
Sabit disklerin hızlı çalışmasında bir çok önemli etken rol
oynamaktadır. Bunlar eğer kombine bir şekilde araya getirilir ve
çalışırsa o diskten en üst düzeyde verim almak mümkün olacaktır. Bir
sabit diskin hızlı olup olmadığını genel sistem performansı üzerinde
düşündüğünüzden daha fazla rol ynamaktadır. Sistem ne kadar güçlü olursa
olsun sabit disk yavaş olursa o sistemden hiçbir verim elde edemeyiz. Bu
yüzden performansı yüksek bir bilgisayar sisteminin ana anahtarını sabit
disk oluşturur diyebiliriz.
Defrag
Defragment kelimesinin kısaltması olan DEFRAG dosya sistemini
düzenlemeye yarayan bir programdır. Yukarıdaki ilk sekil bir dosyaya ait
verilerin silindir üzerindeki yerlerini göstermektedir.Bu dosyanın
okunması normalden daha uzun bir zaman alacaktır. Bunun nedeni okuyucu
kafanın dağınık yerlerde bulunan dosya parçacıklarına ulaşmasında
geçireceği süredir.
Yukarıdaki şekilde ise aynı sabit diskin defrag yapılmış halini
görmektesiniz. Dosyalar belirli bir öncelik sırasına göre arka arkaya
getirilmektedir. önce sistem dosyaları birleştirilir ve silindirin en
başına yazılır. Daha sonra diğerleri. Bu sayede okuyucu kafa bir dosyayı
okumak istediğinde FAT‘ten adresini öğrenecek ve bir kere konumlanmayla
okuma işlemini gerçekleştirecektir. Aksi halde konumlama işlemi 4-5 kere
gerçekleşecektir. Unutulmamalıdır ki yapılan bu işlem sabit diskin
performans artışında en büyük paya sahip işlemdir.
Veri Yolları
Bilgilerin sabit disk arkasından çıkan gri kablo üzerinden akış
mantığı ve çeşitleridir. Veri yolları sabit diskten gelen bilgilerin
aktığı, kontrol edildiği ve bir nevi yorumlandığı yollardır. Bu yollar
belli arabirimler kullanırlar ki performans üzerinde oldukça etkilidir.
Şimdi bu arabirimleri inceleyeceğiz. IDE : Intehrated Drive Electronics
cümlesinin kısaltması olan IDE "Entegre Sürücü Elektroniği" anlamına
gelmektedir. ATA olarak da bilinir. Bu yoldan akan verileri denetleyen
elektronik denetleyici sabit diskin üzerinde, veri aktarımını kontrol
eden çip ise çip anakart üzerindedir. Bu iki işlemin birbirinden
ayrılması 1986 yılında Compaq ve Western Digital firmalarınca ATA
standardının benimsenmesiyle gerçekleştirildi. ATA (AT Attachement-AT
Eklentisi) cihazların birbirleriyle uyum içinde çalışması için nasıl
üretilmesi gerektiğini anlatan bir tür teknik kılavuzdur.
İlk kez 1986 yılında IDE tekniği sayesinde sabit disklerin kapasiteleri
528 MB üstüne çıkartılmış ve aynı anda 2 sabit diskin kullanılması
sağlanmıştır. 1993 yılında Western Digital ve Quantum firmaları ortak
bir çalışmayla EIDE (Enhanced IDEGeliştirilmiş IDE) arabirimini
çıkartmışlardır. Bu veri yolu standardı sayesinde 16.7 MB/sn veri
aktarımı ve disk başına 137 GB’lık kapasite kullanımı
gerçekleştirilmiştir. Ancak her firma kendi ürettiği sabit diske özel
bir yönetim şekli vermekte idi ve yeni çıkan disk tipi cihazlarla uyum
sağlanamamakta idi. (özellikle CD-ROM) 1992 yılında ATAPI (ATA Pack
Interface-ATA paket Arabirimi) adlı bir eklentiyle CD-ROM’lar da Floppy
Disk’ler gibi kullanılarak bu sorun giderilmiştir. EIDE içinde verilerin
nasıl ve ne hızla aktarılacağını belirleyen 5 adet mod vardır. Bunlar
PIO (Programmed Input/Out - Programlı Girişi/çıkış) 0, 1, 2, 3 ve 4’tür.
Ve sırasıyla 3.3, 5.2, 8.3, 11.1 ve 16.6 MB/sn veri aktarırlar.
Daha sonra DMA (Direct Memory Access ) olarak bilinen ve doğrudan bellek
erişimi anlamına gelen bir arabirim ortaya çıkmıştır. Bu yolla disk
üzerinde okunan veriler işlemciye uğramadan ana kart üzerindeki kontrol
çipleri sayesinde belleğe yazılırlar. DMA arabiriminin bir çok modeli
vardır. Ancak bu modeller firmaların sabit diskte yapmış oldukları küçük
eklentilerin adlarıdır. Bu veri yollarının dönüş hızları 5400 rpm (Rotates
Per Minute-Dakikadaki Dönüş Hızı)’dir ve 16.7 MB/sn veri aktarırlar.
Ancak bu dönüş hızları ne kadar fazla olursa o kadar fazla veri
aktarılabilir demek değildir. Verinin gönderildiği veri yolunun,
gönderilecek büyüklükteki veri kapasitesini desteklemesi gerekir. olarak
saniyede 33 MB kapasitelik bir verinin aktarılmasına izin veriyordu.
Ancak yeni çıkan bir teknoloji ise; (ULTRA DMA 66) saniyede 66 MB veri
aktarımına izin vermektedir. Normal SCSI veri yollarından daha
hızlıdırlar. Bu yeni çıkan veri yolunu kullanabilmek için sabit diskin,
ana kartın bu mantığı desteklemesi gerekmektedir. Normal olarak
kullanılan ATA 33, 40 Pin’lik IDE connector’ü (40 damarlı gri kablo.
Damarlar kablo üzerindeki tel sayısıdır.) ile veri akışını sağlarken ATA
66 veri yolları 80 Pin’lik IDE connector’ü ile veri akışını
sağlamaktadır. Bu sebeple bu şekil bir kablo kullanılması gerekir.
Ayrıca sistem BIOS’u ATA 66 veri yolunu desteklemeli. Serial ATA (Serial
Advanced Technology Attachment veya SATA) Hard diskleri bilgisayar
sistemlerine ağlanabilmesini sağlayan yeni bir standarttır. İsminden de
anlaşılacağı üzere, seri bağlantı teknolojisini kullanır. Günümüzdeki
IDE diskler ise paralel ağlantı teknolojisini kullanır.
SATA/PATA mı?
Serial ATA (Serial Advanced Technology Attachment veya SATA), hard
diskleri bilgisayar sistemlerine bağlanabilmesini sağlayan yeni bir
standarttır. Seri bağlantı teknolojisini kullanır. Günümüzdeki IDE
diskler ise paralel bağlantı teknolojisini kullanır. SATA’nın, Paralel
ATA (PATA)’ya göre bazı stünlükleri vardır: Daha az pin ve daha düşük
voltaj. SATA disklerde 7pin varken, PATA disklerde 40 pin vardır. Daha
ince bağlantı kablosu, Daha gelişmiş hata bulma ve düzeltme olanakları.
SCSI :
Small Computer System Interface cümlesinin kısaltması olan SCSI Küçük
Bilgisayar Sistem Arabirimi anlamına gelmektedir. IDE veri yolundan en
büyük farkı, elektronik denetleyici disk üzerinde değil ayrı bir
karttadır. Gri kablo önce bu karta takılır, kartta ana karta monte
edilir. Veriler bu kart üzerinden akar. Veri transfer hızları yeni SCSI
teknikleriyle 160 MB/sn’yi bulabilmektedir. Dönüş hizlari 6000 ve 7200
rpm‘dir. Bu sistem daha çok windows NT işletim sistemi için
öngörülmüştür. Ev bilgisayarlarina önerilmez, yüksek maliyetlidir. Büyük
işyerlerinde ana bilgisayarlara takilir. Nedeni ayni anda isterse 30
kişi diske veri yazabilir veya diskten veri okuyabilir. Bu işlem SCSI
kartlariyla işlemlerin belli bir siraya konulmasi ile gerçekleşir. SCSI
sistemlerin veri aktarimlari IDE veri yolundan daha fazladir. ULTRA DMA
33’e göre IDE‘ler 33 MB/sn veri aktarırlarken SCSI’lar ULTRA SCSI-2
moduyla 40 MB/sn veri aktarabilmektedirler. Ancak yeni çıkan ULTRA WIDE
LVD SCSI-2 (LVD: Low Voltage Differential) modunu kullanan SCSI sabit
diskler, saniyede 80 MB veri aktarabilmektedirler. SCSI hakkında
anlatılanlara ek olarak IDE veri yolunu kullananlara nazaran daha fazla
sabit diski kontrol kartıyla birbirine bağlayabiliriz. öyle ki, Fast
Wide SCSI kartı sayesinde 15 adet sabit diski birbirine
bağlayabilirsiniz.
SMART Teknolojisi
SMART Teknolojisi 1992 yılında IBM tarafından 3.5 inçlik diskler için
tasarlanmış olan bir teknolojidir. Smart sayesinde diskler kendi
kendilerini denetleyip olması muhtemel konularda, BIOS’a ve kontrol
kartına sinyaller gönderiyorlar. Bu bir anlamda kendi durumlarını ve
oluşabilecek hataları denetleme mekanizmasıdır. Smart kendi içerisinde
PFA (Predictive Failure Analysis - Olası Bozukluklar Analizi)
teknolojisini içerir. Bu sayede sürekli kendini denetleyen bir disk,
bozulma durumunda sizi uyarır. Bu özellik için BIOS’unuz ve kontrol
çipleriniz smart teknolojisine uyumlu olmalıdır. Bu teknolojide
bozulmalar 2 gruba ayrılır. Tahmin edilebilir ve edilemez. Tahmin
edilemez hatalar genelde statik elektrik, ısınma veya darbesel
nedenlerden dolayı bir anda ortaya çıkar. Tahmin edilebilir hatalar ise
mekanikseldir. Mesela okuyucu kafanın normalden hızlı veya yavaş hareket
etmesi gibi.
GMR Teknolojisi
Yine IBM tarafından bulunan ve disk kapasitelerini çok yüksek
düzeylere çıkartmayı amaçlayan bir teknolojidir. Bu teknoloji oldukça
kuvvetli manyetik okuyucu kafaların kullanılmasıyla gerçekleşmektedir.
Teknolojinin temeli kullanılan maddede yatmaktadır. MR ismi verilen
alaşımda elektrotlar, manyetik bir etki altındayken daha rahat
dolaşıyorlar. Bu da atomlarla çarpışmayı arttırıyor. Bir madde üzerinde
elektronlar rahat dolaşırsa o maddenin geçirgenliği azalıyor demektir.
GMR alıcıları bu farkı algılıyor ve elektronlardaki quantum
hareketlerini açığa çıkarıyor. Atomların çevrelerinde dönen elektrik
iletecek olan elektronlar belli bir yörüngede dönerken, manyetik direnç
gösteren elektronlar bu yörünge yerine bağımsız olarak atom etrafında
dönüyor. Bu da sensörler tarafından algılanarak, bitlerin kaydı için
kullanılıyor. Şu anki GMR diskleri 6 cm 2‘lik bir alanda 1 GB yer
tutuyor. Söz konusu teknolojide kullanılan kafaların duyarlılığı 1
mikronun yüzde 1’i veya 2’si kadardır. Bu da 1 milimetrenin binde 2’si
kadarlık bir kafa hareketiyle verilerin algılanmasıdır. IBM’in yaptığı
açıklamalara göre 2001 yılında 6 cm2‘lik bir alanda 2.5 GB, 2004 yılında
aynı alanda 8 GB kapasite oluşturacaklar.
OAW Teknolojisi
GMR teknolojisi ile her ne kadar cm 2`de 8 GB veri yoğunluğuna
ulaşmak amaç olsa da, yan yana yazılan bu yoğunluktaki verilerin 3
GB’lık kısmının aybolabileceği düşünülüyor. Bu nedenle alternatif
teknolojiler geliştirilmeye devam ediliyor. OAW teknolojisi bunlardan en
can alıcısıdır. ünlü disk üreticisi olan Seagate'in yan kuruluşu olan
Quinta Corp. tarafindan geliştirilen bu teknoloji, manyeto-optik
disklerle büyük benzerlik gösteriyor. Bu modelin temelinde lazer işini (işigi
degil) vardir. Polarize edilmiş işin kimi materyallere uygulandiginda
manyetik kutbun yönü degişiyor. Bu yöntemle harcanan enerji azaliyor ve
veriler üzerinde gezinen bir kafa olmadigindan sürtülme veya çizilme
olmuyor.
LBA (Large Block Area)
Geniş blok alani anlamina gelen LBA, BIOS tarafindan yürütülen bir
tekniktir. Amaç 528 MB’den daha büyük sabit diskleri kullanmak için EIDE
kontrol çiplerinden gelen ve disklerin üzerinde belli bir noktayı işaret
eden 28-bit uzunluğundaki adresleri, BIOS’un kullandığı 8 ve 16-bitlik
adreslere çevirmektir. 28-bit uzunluğundaki EIDE adresleri 8.4 GB’lık
disk kapasitelerini kullanabilirler; daha fazlasını değil. Bu özellik
BIOS’larda “HDD Block Mode” olarak ayarlanıyor. Şimdiki BIOS’larda 28
bit üzerindeki adresleri kullanabilme özelliği vardır ki bu 8.4 GB
sınırını 137 GB’ye çıkartıyor.
SCSI'mi Daha Hızlı, IDE'mi?
Sabit diskler anakarta IDE (Integrated Drive Electronics-Bağlı
Cihazlar Elektronik Yapısı) veya SCSI yuvalarından bağlanırlar. IDE
yuvalarının bugünkü halini 1986 yılında Compaq ve Western Digital
firmaları meydana getirdiği yenilik disklerin kontrol çiplerinin
öncesinin aksine disk üzerinde toplanması ile verilerin sisteme
transferinde kullanılan çiplerin ise anakart üzerinde bir standart
halini almasıdır. Bu arabirimin belirlenmesinden sonra ise anakartlar ve
diğer elemanların IDE gibi arabirimlerle uyumlu çalışmasını sağlayacak
olan ATA (AT Attachment) eklentisi oluşturulmuştur. İki diskin birlikte
kullanımına (Master-Birincil ve Slave-İkincil) izin veren IDE’den sonra
yeni bir arabirim geliştirildi buna da E-IDE denildi. IDE kablosu
üzerinden saniyede 16,6 MB'lı veri transfer etmek mümkündür.
SCSI’ ler ise IDE’lerden daha hızlı olup gelişmiş sabit diskleri
desteklemektedir. Fakat SCSI diskler genellikle Server’larda
kullanılmaktadır. Wide SCSI, Fast SCSI gibi standartlara ayrılırlar.
Bu anlattıklarımın dışında Ultra DMA denen bir yapı daha var ki buna da
IDE arabirimlerini gelişmiş versiyonları diyebiliriz. UDMA 33 (Saniyede
33MB), UDMA 66 (Saniyede 66MB) ve UDMA100 (Saniyede 100MB) olarak
transfer kapasitelerine göre 3'e veya 4 'e ayrılırlar. En ünlü
arabirimler E-IDE ve UDMA100'dür
Disk Performansı
Bir disk satın alırken, performansını en azından firmanın verdiği
bilgilere göre anlamak için genel olarak beş kritere bakmak gerekiyor.
Bu kriterler:
i. Motor Hızı (rpm) : Devir/dakika cinsinden hızı. IDE disklerde 5400 ve
7200 devirler daha yaygın. 7200 rpm disklerin motor hızı sayesinde 5400
devir disklerden %20 daha hızlı olduğu söylenir.
ii. Erişim Süresi (ms) : Ne kadar düşük olursa o kadar iyi. Bilgisayar
Kurdu'nda sabit diskleri anlartırken değinmiştim. Sıralı verileri
okurken, izler arasında geçiş yaparken, rasgele verileri kurken oluşan
gecikme sürelerinin (latency) de hesaba katıldığı karmaşık bir yöntemle
hesaplanıyor. Neyse ki test yazılımımız bize ortalama bir erişim süresi
veriyor.
iii. Tampon Bellek Kapasitesi (KB) : Yukarıda "cache hit", "cache miss"
kavramlarından bahsederken, tampon belleğin önemini vurgulamıştık. Hızlı
tampon bellek kapasitesi ne kadar yüksekse o kadar iyi.
iv. Dahili Transfer Hızı (Mbit/sn) : Genel kriterlere göre, bir diskin
Ultra ATA/66 standardına ayak uydurabilmesi için dahili transfer hızının
200 Mb/sn'nin üstünde olması gerekiyor. Ne kadar yüksekse disk o kadar
hızlı demektir.
v.Arabirim Standardı : Yani UDMA/33 veya UDMA/66 olup olmadığı. Disk
yeterince hızlıysa ama hala UDMA/33 arabirimini kullanıyorsa, bu
darboğaz yaratır ve diskin gerçek performansı göstermesini engeller.
SCSI Kartlar
SCSI, Small Computer System Interface'in (Küçük Bilgisayar Sistem
Arabirimi) kısaltmasıdır. PC'ler, Apple bilgisayarlar, Unix sistemler
tarafından çevre birimlerini sisteme bağlamak için kullanılan bir
paralel arabirim standardıdır. İlk Mac modelleri ve yenilerdeki iMac'ler
hariç olmak üzere tüm Macintosh bilgisayarlar bu arabirime sahiptir.
PC'lerde ise ayrı bir SCSI denetleyici kart (SCSI host adapter) veya
anakart üzerinde bütünleşik SCSI denetleyiciler aracılığı ile SCSI
cihazlar (sabit disk, CD-ROM sürücü, CD yazıcı, tarayıcı, yazıcı,
yedekleme üniteleri vb.) sisteme bağlanabilir. SCSI standart seri ve
paralel portlardan çok daha hızlı (160 MB/sn'ye kadar) veri iletim
hızlarına sahiptir. Ayrıca bir SCSI porta sabit diskinden tarayıcısına
kadar çok çeşitli aygıtlar takılabilir; yani basit bir arabirim değil,
gerçek bir I/O (giriş/çıkış) veriyoludur. SCSI arabirimi ve çalışma
mantığı IDE, seri ve paralel portlardan farklı olduğu için bu arabirime
bağlanacak cihazların da SCSI uyumlu olması gerekir. Yani, anakartınızın
üzerinde bütünleşik olarak veya genişleme yuvalarınıza kart şeklinde
takılı bir SCSI denetçisi olmadan bir SCSI diski, CD sürücüyü vs.
sisteminizde kullanamazsınız. Bunun yanı sıra, tek bir SCSI standardı
olmadığı için bazı aygıtlar bazı SCSI kartlarda çalışmayabilir. Bu
yüzden SCSI standartlarına bakmakta fayda var.
SCSI Standartları
1986'da tanımlanan ilk SCSI şartnamesi, sadece sabit diskler içindi.
SCSI veriyolu transfer hızı, standard asenkron (handshake) modda, 8
bitlik veriyolu üzerinde yaklaşık 3MB/sn idi. Senkron (streaming) modda,
SCSI veriyolu 5 MB/sn'yi geçiyordu. Bu arabirimin temeli, halen SCSI
aygıtlar arasında veri transferini ve iletişimi kontroleden komut setini
belirler. Bu komutlar SCSI'nin gücünü ortaya koyar, çünkü arabirimi
akıllı yapan bu komutlardır. Ancak başlangıçta bizzat bu komutlar
zayıflıklara yol açıyordu, çünkü komut standartları aygıt üreticilerinin
verimli şekilde kullanabileceği kadar oturmamıştı. Böylece SCSI
komutlarını standart hale getirmek için Ortak Komut Seti (Common Command
Set - CCS) geliştirilip bir SCSI uzantısı olarak kabul edildi.
1990'da hazırlanıp 92'de kullanıma geçirilen SCSI-2 şartnamesi ile
birlikte, diskler dışındaki aygıtlar da (CD-ROM sürücüler, optik
sürücüler, "media changer" adı verilen aygıtlar, yazıcılar, iletişim
aygıtları vb.) desteklenmeye başladı. SCSI-2 ile birlikte iki önemli
performans seçeneği de geldi: Wide SCSI ve Fast SCSI. Wide SCSI aygıt
ile SCSI denetçisi arasına eklenen ikinci bir kablo ile (B-cable) 32-bit
transfer olanağı sundu. Fast SCSI is senkron moda saat hızını 10 MHz'e
çıkardı, yani veri transfer hızı10 MB/sn'ye çıktı. Bu iki teknolojinin
birleştirilmesiyle de Fast/Wide SCSI doğdu ve transfer hızını 40 MB/sn'ye
kadar çıkardı. SCSI-2'de ayrıca CCS talimatları ve yeni SCSI aygıtları
daha verimli şekilde kontrol eden başka talimat setleri bulunmaktadır.
Wide Ultra SCSI aynı zamanda SCSI-3 olarak da adlandırıldı. Bunu Ultra 2
SCSI ve transfer hızını 80 MB/sn'ye çıkaran Wide Ultra 2 SCSI takip
etti.
1996'da taslağı hazırlanan Wide Ultra SCSI-3, SCSI3 ile çok
karıştırıldığından 98 yılında Ultra 160/m olarak adlandırılmaya
başlandı. Ultra160/m, SCSI-2'deki transfer hızlarını iki katına ve daha
üstüne çıkaran bir en yeni SCSI standardı. Böylece SCSI arabirimi,
çeşitli standartlara bölündü. Bunun yanında SCSI kabloları ile ilgili
şartları belirleyen Paralel Arabirim (Parallel Interface) şartnamesi,
veri transferini gerçekleştirmek için gerekli talimatları tanımlayan
Mimari Model, tüm SCSI aygıtlar için komutları tanımlayan Brincil
Komutlar şartnamesi bu standarda eklendi. Ultra160/m ile Fast SCSI veya
Wide SCSI için ikinci kabloya da gerek kalmadı, fiber-optik kablo
desteği geldi ve komut setine yeni talimatlar eklendi. Ultra160/m
standardına uygun aygıtları yeni yeni görüyoruz.
SCSI şartnamesi hem SCSI veriyolunun, hem de aygıtlar arasındaki veri
transfer protokolünün detaylarını tanımlar. SCSI aygıtlarda SCSI karttan
gelen komutları yorumlayan bütünleşik bir denetçi bulunur. IDE aygıtlar
içinde de bir IDE denetleyici vardır ancak SCSI kartlar, IDE
denetleyicilerden daha karmaşıktır. çünkü IDE'de aygıtlar arası veri
transferi gibi işlevler için CPU kullanılırken, SCSI kartlar tüm olası
SCSI komutlarını bilir ve bunlar için CPU'ya bağlı kalmaz.
SCSI çalışma Prensibi
Bazı PC'lerde SCSI arabirimleri (portları) anakart üzerinde gelir.
SCSI'nin avantajlarından birinin harici SCSI cihazların bağlanmasıdır.
Bu anakartlar ile kablo, konnektör ve bağlantı plakasından oluşan bir
bileşen gelerek kasanın arkasından harici SCSI cihazlarının bağlanmasına
olanak tanır. Anakart üzerinde harici ve dahili cihazlar için olduğu
kadar, kullanılan bütünleşik SCSI adaptörünün cinsine göre farklı SCSI
standartlarına uygun portlar da bulunabilir. SCSI aygıt kullanmaya
baştan karar verdiyseniz, bu tür bir anakart seçmeniz yerinde olur.
Zaten iş istasyonu ve sunucu sistemlerin çoğu da bütünleşik SCSI
denetçisi ile gelir. Sonradan SCSI bir cihaz almaya karar verdiyseniz,
bu işi her yerde bulunabilecek bir PCI SCSI kartla yapabilirsiniz.
özellikle Adaptec firmasının kartları bizzat SCSI aygıt üreticileri
tarafından önerilmektedir. SCSI kartların kurulumu herhangi bir karttan
saha zor değildir. Ancak sisteminize bir SCSI kart kurduktan sonra
sisteminizi bot ettiğinizde SCSI arabiriminin BIOS'unun devreye
girdiğini gösteren yeni bir boot ekranı ile karşılaşırsınız. SCSI BIOS,
sisteminizin BIOS'undan ayrıdır ve yeni eklenen SCSI veriyolunun CPU ve
diğer SCSI aygıtlarla veri alışverişi yapmasına izin verir.
SCSI'nin en önemli avantajlarından biri, denetleyebileceği aygıt
sayısıdır. Günümüzde bir IDE portu 2 IDE aygıt ile sınırlıdır. PC'lerde
de 2 IDE portu bulunduğundan en fazla 4 aygıt desteklenir. Bütünleşik
veya ayrı kart halinde UDMA/66 denetçileri ile IDE sayısı artabilir,
ancak bu tür çözümlerde 4'ten fazla aygıt bağlandığında sorunlar
yaşandığı bilinmektedir. Bir SCSI denetçisi ise (aygıt olarak sayılan
SCSI kart da sayılırsa), 8 aygıta kadar izin vermektedir. Ayrıca
bağlanabilecek aygıtlar disk, CD-ROM, DVD-ROM, CD-RW sürücü ile sınırlı
değildir. Tarayıcılar, yazıcılar, optik sürücüler ve SCSI arabirimini
kullanan başka aygıtlar da vardır. Bu genişleyebilirlik nedeniyle ileri
uç sunucularda IDE kullanılmayıp sadece SCSI kullanılmaktadır. Tabii bu
bir zorunluluk değildir, IDE ve SCSI arabirimleri bir PC içinde birlikte
rahatça kullanılıp terfi olanaklarını artırır. SCSI kartı bir IRQ işgal
eder, ama bu karta bağlanan aygıtlar işgal etmez. Bu da
genişleyebilirlik açısından olumlu bir özelliktir. İsterseniz, ikinci
bir SCSI kart ile 7 ilave aygıt daha takılması mümkün olur. Daha da
iyisi, "çift kanallı" (twin-channel) bir SCSI kart ile tek IRQ üzerinden
15 çevre birimi kullanmak mümkündür.
SCSI, 7 aygıtın tek bir kablo üzerinde bağlanabilmesine izin veren
paralel bir arabirimdir. Kablo ve SCSI kartı SCSI veriyolunu oluşturur;
bu veriyolu PC'nin geri kalanından bağımsız çalışır. Bu veriyolu CPU
döngülerini, dolayısıyla sistem veriyolunu işgal etmeden aygıtlar
arasında veri alışverişine izin verir. Bu yüzden SCSI veriyolunun
potansiyel hızı IDE gibi sistem veriyolunu kullanan arabirimlerden daha
yüksektir. örneğin, SCSI bir diskten SCSI bir teyp yedekleme ünitesine
yedekleme yapılıyorsa (ve kullanılan yedekleme yazılımı da tam SCSI
desteğine sahipse), bu işlem arka planda çok rahat bir biçimde
gerçekleştirilebilir. Aynı şekilde paralel porta bağlanan tarayıcılarda,
tarama işlemi sırasında genelde PC'nizde başka hiçbir iş yapamazsınız
ama SCSI tarayıcılarda bu sorun yoktur. Tabii, CPU ve sistem veriyolunu
devreye sokan, SCSI kartın sistem ile etkileşime geçmesini isteyen
durumlar elbette vardır.
SCSI'nin bir diğer avantajı da, Ultra 2 standardıyla birlikte kablo
uzunluklarının 12 m'ye kadar çıkmasıdır. özellikle harici cihazların
PC'den PC'ye taşındığı ofislerde işe yarayacak bir özellik.
SCSI Bağlantıları
SCSI BIOS sayesinde her bir aygıta, SCSI arabiriminin türüne göre 8
bitlik dar veriyolu kullanıyorsa, 0'dan 7'ye, 16 bitlik geniş veriyolu
kullanılıyorsa 0'dan 15'e kadar değişebilen belirli bir adres, yani SCSI
ID'si verilir. SCSI'de, I/O (giriş/çıkış) prosesleri isteyen aygıtlara
başlangıç aygıtı (initiator) adı verilir. Başlangıç aygıtları tarafından
istenen işlemleri yerine getiren aygıtlara da hedef aygıt (target) adı
verilir. Hedef aygıtlara - içlerindeki bütünleşik enetçiler sayesinde -
8'e kadar sayıda ilave SCSI aygıt bağlanabilir. Bunlara mantıksal birim
(logical units) adı verilir ve her birine bir mantıksal birim numarası (Logical
Unit Number- LUN) atanır. SCSI denetçiye gönderilen komutlar, aygıtları
LUN numaralarına göre tanır.
Her bir SCSI adresi bir hedeftir; bu hedeflerin her biri de kendi
denetçisine sahip bir SCSI aygıt olduğundan, ilave SCSI aygıtlara adres
atayabilirler. En basit SCSI sistemlerde, sistem içindeki ilk hedef olan
SCSI kartı hem kendisini hem de ilave 7 (veya 15) SCSI adresini
denetler. Sözgelimi, SCSI kartına bir SCSI disk, SCSI CD-ROM sürücü ve
SCSI tarayıcı bağlı olsun. Sabit diske SCSI ID 0, CD-ROM sürücüye SCSI
ID 1, tarayıcıya SCSI ID 2 numaraları atanır. Bu adreslerin her birinin
LUN numarası 0'dır, çünkü bu aygıtların (mantiksal birimlerin) tümü
kapalı, kendi başlarına işlevi olan donanım aygıtlarıdır. Yani SCSI ID 0
sabit diski denetler ve ona LUN 0 numarasını atar; çünkü disk o
adresteki ilk ve tek mantıksal birimdir. Tümüyle ayrı bir adres olan
SCSI ID 1 de, CD-ROM sürücüye LUN 0 numarasını atar, çünkü CD-ROM sürücü
o adresteki ilk ve tek mantıksal birimdir. Bu böyle devam eder. Bu SCSI
ID'lerin her biri daha fazla sayıda aygıtı (LUN 1'den LUN 7'ye) kontrol
edebilir. Bu yüzden örneğin bir tarayıcıya, üzerindeki SCSI portu
sayesinde başka bir SCSI aygıt takılabilir. Tabii, sabit disk gibi
kapalı, kendi başına işleyen aygıtlarda SCSI'nin bu potansiyeli
kullanılmaz.
Bu karmaşık zincirleme yapı nedeniyle, SCSI veriyolunun her iki ucunun
sonlandırılması (kapalı olması - termine edilmesi) gerekir. Tipik olarak
SCSI kartı zincirin bir ucunda sonlandırma görevini üstlenir, SCSI
kablonun en ucundaki aygıt ise diğer ucu sonlandırır. Sonlandırma,
devrenin ucuna bir rezistör takılması demektir, ve genel olarak bir
jumper ayarı ile bu işlem gerçekleştirilir. Tek bir SCSI kartınız ve tek
bir SCSI aygıtınız varsa (örneğin SCSI CD sürücü) sonlandırma kolaydır:
Aygıtın default jumperları zaten sonlandırmaya göre ayarlanmıştır, özel
bir ayar yapmanız gerekmez. Ancak SCSI veriyoluna başka aygıtlar
takacaksanız, zincirdeki sonuncu aygıt hariç, diğer aygıtlarda
sonlandırıcı çıkarılmış olmalıdır. SCSI aygıt kitapçıklarında, bu
aygıtlara nasıl ID numarası verileceği, nasıl sonlandırma yapılacağı
açıkça anlatılır. Ancak harici ve dahili SCSI aygıtlar birlikte
kullanılıyorsa işler biraz karışabilir. SCSI kartların üzerindeki dahili
portların yanı sıra, kasanın arkasına gelen plakalarında tarayıcı,
harici CD sürücü gibi harici cihazları takabileceğiniz bir port bulunur.
Tek bir SCSI aygıt takıyorsanız yine problem yoktur: SCSI kart
veriyolunun bir ucunu, harici cihaz diğer ucunu oluşturur. Ancak
veriyoluna ilave bir dahili aygıt, örneğin bir SCSI disk taktığınızda
bizzat SCSI karttaki sonlandırıcıyı çıkarmanız gerekir. Böylece dahili
aygıt bir ucu, harici aygıt diğer ucu oluşturur. Kısacası SCSI veriyolu
üzerinde iki sonlandırıcı olmalıdır; ne eksik ne de fazla. SCSI veriyolu
üzerindeki her SCSI birim başlangıç aygıtı olarak belirli bir hedef
aygıta yönelik denetim sinyalleri (komutları) göndererek veriyolunu
denetleyebilir. SCSI ilk çıktığında mantıksal birim başına tek seferde
sadece bir komut gönderilebiliyordu; SCSI-2 ile birlikte komut kuyruğu
oluşturulmasına izin verildi ve böylece başlangıç aygıtı başına 256
komutun kuyruğa alınarak gönderilebilmesi mümkün oldu. Dahası, hedef
aygıtın denetçisi kuyruğu analiz ederek daha verimli bir çalışma için
kuyruk sırasını değiştirebilir. SCSI tasarımının temellerinden biri
şudur: Başlangıç aygıtları SCSI veriyolunu sadece komut ve verileri
iletmek için kullanır; veri iletimi yokken veriyolunu diğer aygıtlar
için boş bırakır. örneğin hedef aygıtlardan birinin denetçisine bir
komut önbelleklenmişse, ve bu komut sadece bu hedef aygıt ile ilgiliyse,
denetçi, bir şey iletmeye gerek olmadığı sürece veriyolunu
kullanmayacaktır. Bu sistem komut ve veri iletimlerinin hassas
koordinasyonunu gerektirdiğinden, akıllı SCSI denetçilerinin önemi
ortadadır.
SCSI çalışma mantığı hakkında daha fazla şey söylenebilir, ancak SCSI
ile ilgili teknik konular son kullanıcının üzerinde kafa yormasını
gerektirmeyecek kadar karışık. Elbette daha fazla bilgi almak
isteyenler, PC Magazine ABD'nin bu yazıda arlandığımıztp://www.zdnet.com/pcmag/pctech/content/17/05/tu1705.001.html
adresinde yer alan "SCSI Just Keeps On Rolling" başlıklı yazıya
bakabilirler. SCSI arabiriminin yetenekli ve karmaşık bir teknoloji
olduğu açık. SCSI ile ilgili olarak teknik düzeyde tartışılabilecek çok
konu var; ancak bunların tümüne yerimiz yeterli olmadığı gibi, son
kullanıcı açısından da çok fazla anlam taşımıyor. örneğin, SCSI için
gerçekten standart bir programlama arabiriminin olmayışı, bu yüzden SCSI
kartlara olması gerektiğinden fazla iş düştüğü sık tartışılan bir
konudur. Kullanılan iki temel programlama arabiriminden ASPI (Advanced
SCSI Programming Interface), SCSI kart üreticisi Adaptec tarafından
yürürlüğe sokulmuştur. Diğeri olan CAM (Common Access Method) ise bir
standartlar kuruluşu olan ANSI tarafından geliştirilmiştir. Her iki
arabirim de SCSI aygıtları denetlemeye yöneliktir, ancak farklı şekilde
çalışırlar. SCSI geliştiricilerinin gündemindeki pek çok konudan bir
diğeri de uyumluluktur. SCSI gelecek için (hatta şimdiden) SCSI daha
hızlı veri transferi, daha fazla aygıt denetleme becerisi ve çok çeşitli
aygıtlar kullanabilme konusunda esneklik vaat ediyor.IDE gibi
arabirimlerin popülerliğine karşın, SCSI gelişiminin hız kestiğini,
üstünlüğünü yitirdiğini söylememizi gerektirecek hiçbir işaret yok.
SE, HVD, LVD...
SCSI standartlarında denetçinin sinyal gönderip alma özellikleri
kullanılan kablo boyutu ve desteklenen SCSI aygıt sayısında önemli rol
oynar. Ultra 2 SCSI'ye kadar SE (Single Ended) sinyalleşme türü çok
yaygındı; ancak kablo uzunluğunu 3 metre ile sınırlıyor ve kablo
üzerinde veri kayıplarına (noise) neden oluyordu. HVD (High Voltage
Differantial) sinyalleşme türü ile veriyolu uzunluğu 25 metreye çıktı
ama bu da SE ile uyumlu değildi; yani teyp yedekleme birimi, CD/DVD
sürücü gibi yavaş aygıtları denetleyemiyordu. Ultra 2 SCSI ile birlikte
LVD (Low Voltage Differantial) adı verilen yeni bir sinyalleşme tekniği
geliştirildi. Bu teklnoloji daha az güç tüketir, veriyolu uzunluğunu 12
metreye çıkarır, eski SCSI aygıtlarla uyumludur, daha iyi veri bütünlüğü
ve güvenliği sağlar; ayrıca darboğaz yaratmadan15 aygıtı destekler. Bu
arada Ultra 2 SCSI disklerin UltraWide konnektörler üzerinde çalıştığı
ancak eski tip kablo ve sonlandırıcılar kullanıldığında performansın
bazı durumlarda yarı yarıya düştüğü gözlenmiştir.
|